Ekoloji Gelişmelerinde Bu Hafta

Covid-19 salgını sebebiyle 2 ayı geçkin süredir fiziksel izolasyonda olduğumuz bu dönemde her ne kadar belli dayanaklarla ‘doğa kendine geliyor’ söylemi üretilmiş olsa da bu söylem çoğu yönden gerçeği yansıtmıyor. Koşulları elveren kişiler evlerinde kalabildiği ve dijital yolla işlerini devam ettirebilen kurumlar home-office sistemine geçtiği için karbon salınımı belli bir miktar azalmış olup yaban hayatı kısa bir süreliğine rahat bir nefes alsa da madalyonun öbür yüzünde büyük bir salgın fırsatçılığı mevcut. İzolasyonda olduğumuz bu kısa süre içinde Türkiye’de elliyi geçkin doğa talanı haberi aldık. Sermaye sahipleri ve devlet yetkilileri salgın dinlemeden maskelerle ihaleler yapıyor, şirketler binlerce işçiyi hayatlarını tehlikeye atıp çalıştırmaya devam ediyor ve birçok ekolojik yıkıma sebep oluyorlar.

Biz Eko-Öğrenci Hareketi olarak kar odakları ve iktidarın çıkarlarına hizmet eden ana akım medyanın sessizliğine karşılık her gün bir yerlerde sermaye grupları ve devlet kurumları elbirliğiyle sessizce yapılmaya çalışılan ve ancak yöre halkları ve ekoloji örgütleri tarafından teşhir edildiğinde son verilmek zorunda kalınan doğa talanlarını, mücadeleleri ve kazanımları haftalık olarak derleyerek doğru bilgiye ulaşımı kolaylaştırmayı ve sermayesini büyüten talancılara karşı ekoloji mücadelesini büyütmeyi hedefliyoruz.

Geçtiğimiz haftaki ekoloji haberleri şöyle;

23 mayıs gecesi Antalya Kaş’taki maki ve zeytin ağaçlarından oluşan ormanlık alanda bir yangın meydana geldi. Ekiplerin müdahalesi sonucu kontrol altına alınan yangında 25 dönüm makilik ve zeytinlik alan zarar görürken, yangının aydınlatma direğindeki ampulün kısa devre yapması sonucunda çıktığı belirtildi. Yangının ardından ortaya çıkan manzara ise kundaklama iddiasını beraberinde getirdi. Rant için pek çok orman yangınının kasti olarak çıkarıldığını, yetkililerce bu suçlara göz yumulduğunu ve türlü bahaneler uydurulduğunu yıllardır yaşanan acı tecrübelerden biliyoruz. Oteller, villalar yapılması planlanan yerlerde ‘tesadüfen’ çıkan orman yangınları bizlere hiç yabancı değil. Başta Orman Bakanlığı olmak üzere devlet kurumları artık sermaye sahiplerinin bu suçlarına ortak olmamalı, ağaçlarla birlikte içindeki tüm canlılığın yok oluşuna sebep olan bu şüpheli orman yangınlarını aydınlatmalı ve ormanları tüm bu tahribatlardan korumalıdır.

https://www.birgun.net/haber/antalya-da-yangin-sonrasi-cikan-manzara-dikkat-cekti-302150

Geçtiğimiz hafta 18 kilometrelik dere hattından günlerce çamur akmasıyla gündeme gelen Kamilet Vadisi 2014 yılından beri HES tehdidiyle karşı karşıya. Bölge halkı ve ekoloji örgütlerinin hukuki yola başvurması sonucu imar planı ve ÇED raporu uyuşmazlığı sebebiyle Rize Bölge İdare Mahkemesi’nin HES çalışmasını durdurmasına rağmen kaçak bir şekilde yol yapım çalışmaları devam ediyor ve ekosistemin tahribatına yol açıyor. İçinde endemik türler de olmakla birlikte binlerce bitki türüne ev sahipliği yapan Kamilet Vadisi WWF tarafından korunması gereken 100 ormanlık alandan biri ilan edilmesine rağmen Türkiye yasalarında koruma altında değil. Yöre halkı ve ekoloji örgütleri HES tehdidine karşı mücadele etmeye devam ederken vadinin öncelikli koruma bölgesi ilan edilmesi taleplerini de yükseltiyor. Eşsiz biyolojik zenginliğe sahip Kamilet Vadisi’nin bir AVM’ye enerji üretecek bir HES için yok edilmesine ön ayak olmak yalnızca talancı ve yıkıcı, kardan başka hiçbir önceliği olmayan sermaye sahiplerine hizmet etmektir. İktidar sermaye işbirliğine karşı yaşam savunucuları olarak tüm ekoloji için adalete ulaşana kadar hak taleplerini yükseltmeye devam edeceğiz.

https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/hes-calismasi-tahribat-yaratti-kamilet-vadisinden-camur-akiyor-1739636

Van’ın Erciş ilçesindeki Zilan Deresi’ne yapılması planlanan HES çalışmalarına 2014 yılında başlanmış ve bölge halkının hukuki mücadelesi sonucu ÇED raporu olmadan başlayan inşaat Danıştay kararıyla durdurulmuştu. Geçtiğimiz hafta uzun bir aradan sonra hiçbir hukuki dayanak olmamasına rağmen Danıştay kararı hiçe sayılarak HES inşaatına yeniden başlanıldığı haber alındı ve bölge halkı, stklar ve siyasiler yaptıkları basın açıklamaları ve meclise yönelttikleri sorularla talana karşı yeniden tepkilerini yükselttiler. Açıklamalarda ayrıca HES’in yapılması durumunda büyük bir ekolojik yıkımın vuku bulmasının yanında Kürt Halkı’nın hafızasında yer edinen Zilan katliamı sonucu hayatını kaybeden 15 bine yakın Kürt köylüsünün hatırasına da büyük bir saygısızlık yapılmış olacağı vurgulandı. Sermayenin toplumsal hafızayı, kültürü, doğayı yok etme girişimlerine karşı o hafızayı, kültürü yaratan, içinde bulunduğu ekosistemi besleyen halk var olma mücadelesi vermeye devam ediyor. Yeryüzü onu besleyenden, zenginleştirenden, içinde kültür yaratandan koparılıp alınamaz. Sermayenin tüm yıkım tehditlerine karşı yaşamdan yana yükselen sesler büyümeye devam edecektir.

https://www.gazeteduvar.com.tr/turkiye/2020/05/08/zilan-deresi-hes-tehdidi-altinda/

Rize’nin Fındıklı ilçesi Pavça Irmağı’nda akıllara durgunluk veren ‘ıslah çalışması’ yerel halkın tepkisini sosyal medyaya taşımasıyla büyük yankı uyandırdı. Devlet Su İşleri tarafından ırmağa ıslah çalışması adı altında beton dökülmesi ile ırmağın geldiği halin görüntüleri paylaşılarak bu ekolojik tahribata binlerce kişi tarafından tepki gösterildi. Verilen tepkiler sonucu Fındıklı Belediyesi’nden açıklama geldi. Belediye’nin Twitter hesabı üzerinden yapılan açıklamada, “Geçmiş dönem belediye döneminde Devlet Su İşleri ile projelendirilen ve bu dönem bizlerden yer teslimi dahi almadan yapımına başlanan yerle ilgili Belediye Başkanımız ve mahalle heyeti gerekli itirazlarda bulunarak çalışmalarını başlatmıştır” denildi. Bizatihi devlet kurumları tarafından gerçekleştirilen ekolojik tahribatlar akıllara devlet kimler için, ne için çalışıyor sorusunu getiriyor. Halktan var ettiği maddi birikimle halkın yaşam alanlarını, diğer canlıların varlığını tehdit edici çalışmalar yapan devlet kurumları bu faaliyetleriyle halktan, yaşamdan yana olmadıklarını gösteriyorlar. Bu örnekte de görüyoruz ki ister devlet kurumu olsun ister şirket olsun kar hırsıyla hareket eden her kurumu durduracak güç yalnızca halkın mücadelesi.

https://www.birgun.net/haber/dere-yatagina-islah-calismasi-diye-beton-doktuler-302112

Bursa’nın Kirazlıyayla köyündeki Türkiye çapında büyük yankı uyandıran maden direnişinde ise günbegün gelişmeler yaşanıyor. Sahada verilen mücadelenin yanında madencilik faaliyetine karşı başlatılan hukuki mücadele de henüz sonuç vermiş değil. Köy halkının hukuki sonucu beklemesine rağmen Meyra Madencilik salgını fırsat bilerek çalışmalarını sürdürüyor. Geçtiğimiz hafta sokağa çıkma yasağı varken Kirazlıyayla’da ağaç kesimine ve şantiye yapımına başlayan şirkete karşı köylülerin tepkisi gecikmedi. Köylüler ‘’bizleri onlarca polis zorla evde tutarken şirket köyde ağaç katliamına devam ediyor. Meyra Madencilik köyümüzü terk edene kadar mücadeleye devam edeceğiz’’ dediler. Aylardır Kirazlıyayla’da süren direniş benzer mağduriyetleri yaşayan birçok yerele de ilham oluyor ve güç veriyor. Özellikle kadınların mücadelede rolü çok büyük. Kirazlıyayla’daki köylü kadınlar zeytin ağaçlarının, temiz havanın, suyun sesi olmak için, yaşamı savunmak için iş makinelerinin önüne atılmaktan, kolluk kuvvetleriyle, yerel yönetimlerle, sermayeyi koruyan yasa ve yönetmeliklerle mücadele etmekten çekinmiyorlar.

https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-52736527

Dicle Nehri ile Diyarbakır Kalesi arasında yer alan UNESCO Dünya Mirasları Listesi’nde yer alan Hevsel Bahçeleri geçtiğimiz günlerde millet bahçesi inşaatı sırasında üzerine moloz dökülmesiyle gündeme geldi. Konu ile ilgili “Hevsel Bahçeleri’ne dokunma” çağrısıyla bir açıklama yapan Ekoloji Birliği, 8 bin yıllık bir geçmişe sahip olduğunu belirttiği Hevsel Bahçeleri‘nin kent için adeta bir oksijen merkezi olduğuna dikkat çekerek, yaratılan ekolojik tahribat ile tarihi bir suç işlendiğini ifade etti. HDP Diyarbakır Milletvekili Hişyar Özsoy konuyla ilgili Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum’un yanıtlaması istemiyle bir soru önergesi verdi. İktidar tarafından büyük övgülerle bahsedilen ‘Millet Bahçe’leri’ ismen doğal güzellikleri çağrıştırsa da yapımları aşamasında koruma altındaki birçok bölgenin ekosistemine büyük zararlar verdiklerine şahit olduk. Bahçe adı altında ranta açılan eşsiz  ekosistemler moloz yığınları altında kaldı, şantiye alanına döndü. Hevsel Bahçeleri bu talan örneklerinden yalnızca bir tanesi. Tüm bu ekolojik yıkım girişimlerine karşı ortak sesimiz Millet Bahçesi değil koruma alanı, rant değil yaşam!

https://sendika63.org/2020/05/millet-bahcesi-yapilan-dunya-miraslari-listesindeki-hevsel-bahcelerine-moloz-dokuldu-588198/

Millet Bahçesi yapılan, Dünya Mirasları Listesi’ndeki Hevsel Bahçeleri’ne moloz döküldü

HDP Milletvekili Murat Çepni İzmir’in Çernobili olarak bilinen Gaziemir’de atıl halde bulunan ve radyoaktif atıklarla radyasyon saçmaya devam eden fabrikanın akıbetini Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez’e sordu. Önergede, fabrikanın bulunduğu alandaki nükleer atıkların toprağı, havayı, suyu kirletmeye, canlıları yok etmeye devam ettiği vurgulandı. Çernobil felaketinin yakıcı etkilerini hala yaşayan bir ülkede yaşamamıza rağmen İzmir’de radyasyon saçan fabrikaya hala müdahale edilmiyor olunması büyük bir sorumsuzluk ve hak ihlalidir. Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı bir an önce harekete geçmeli ve Gaziemir’i nükleer atıklardan temizlemelidir.

https://www.evrensel.net/haber/405006/gaziemirde-radyoaktif-atik-bulunan-fabrika-hala-temizlenmedi

Dersim’de Milli Park içinde koruma altında olan Halvori gözelerinin turizme açılması için çalışma başlatıldı. HDP Dersim Milletvekili Alican Önlü, doğaya ve kültürel mirasa verilecek zarara ilişkin Meclis araştırması istedi. Halvori gözelerinin Dersim Katliamı’ndan dolayı tarihsel bir öneme de sahip olduğunu belirten Önlü, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’a “Dersim halkı için tarihsel, inançsal ve kültürel öneme sahip bir alanı turizme açmakla ne amaçlanmaktadır? diye sordu. Özellikle salgın sürecinde yönetmeliklerle birçok koruma altındaki alanın koruma derecesi düşürüldü, birçok doğal ve kültürel miras turizme açıldı. Sessiz sedasız çıkarılan bu yönetmelikler ancak halkın tepkileri ile gündeme geliyor ve ancak mücadele sonucu bu doğal ve kültürel miraslar koruma altına alınıyor. 

https://www.evrensel.net/haber/405015/dersimdeki-halvori-gozelerinin-turizme-acilmasi-meclis-gundemine-tasindi

Aylardır süren, salgın sürecinde kesilen para cezalarıyla bitirilmeye çalışılan su ve vicdan nöbeti sayesinde talancı Alamos Gold şirketi faaliyetlerine devam edemiyor olsa da şirket Kazdağları’nı tamamen terk edene dek mücadele sürecek. Geçtiğimiz günlerde 209 kişi, sivil toplum kuruluşu ve platform ortak bir çağrı yayınlayarak, Kazdağları‘nda doğa tahribatına yol açan ve çevre savunucularının tüm itiraz ve direnişine rağmen bölgede madencilik faaliyetlerini sürdüren Alamos Gold‘un, Kazdağları‘nı terk etmesini istedi.

Açıklamada Türkiye‘nin birçok bölgesinin altın madenciliği projelerinin tehdidi altında olduğu, bölgede faaliyetlerini sürdüren Alamos Gold’un da ruhsatının 13 Ekim 2019 tarihinde dolmuş olmasına rağmen Kirazlı’yı işgal etmeye devam ettiği belirtildi. Ayrıca bölgenin rehabilitasyonu ve Maden Yasası ve Yönetmeliği’nin değişimine yönelik talepler de belirtildi.

Çevre Savunucularından Alamos Gold’a: Kazdağları’ndan Çıkın!

Kazdağlarında altın madenine karşı nöbet tutan aktivistlerin salgın gerekçesiyle bölgeden uzaklaştırılması ve para cezası kesilmesine karşı destek vermek isteyen örgütlere ise seyahat izni çıkmadı. Aktivistler tepkili: Talancılara izin var, bize niye yok?

“Katledene izin var, doğa nöbetçilerine yok”

Denizli’nin Avdan ilçesinde yapılmak istenen termik santralin ÇED raporunun, ilgili bakanlıkta onay sürecine alınmasının ardından Denizlililer projeye karşı birlikte mücadele yürütebilmek adına birçok örgütü içinde barındıran Avdan Platformu’nu kurdu. Sekretaryasını Mimarlar Odası Denizli Şubesi’nin üstlendiği platform, santralin hayata geçirilmesiyle yaşanacak tüm sorunlara ilişkin etraflı bir inceleme yapıp 24 sayfalık bir rapor halinde kamuoyu ile paylaştı. Birçok ülkenin enerji ihtiyacını artık termik santralden karşılamayacağını taahhüt ettiği, iklim kriziyle mücadele için fosil yakıtları yerin altında bırakmanın hayati önemde olduğu bu dönemde Türkiye’de yapılması planlanan onlarca termik santral projesi ne ülke çıkarına, ne yerel halkların çıkarınadır. Yapılması halinde yalnızca birkaç sermaye sahibini daha da zenginleştirecek fakat bölge ekosistemlerini geri dönülmez şekilde tahrip edecek, halk sağlığını bozacak bu termik santral projeleri ancak Denizli’de olduğu gibi kişilerin ve stkların örgütlü mücadelesiyle durdurulacaktır.

https://www.evrensel.net/haber/405052/denizli-avdanda-yapilacak-termik-santrale-karsi-muhtarlardan-ortak-bildiri

Maraş’ın Pazarcık ilçesinde bulunan ve deprem bölgesinde yer alan Çöçelli köyünde yapılmak istenen taş ocağı için hazırlanan Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) Raporu Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından onaylandı. Çinko, Çimento ve Beton Sanayi Ticaret A.Ş tarafından yapılmak istenen Kalker Ocağı ve Kırma Eleme Tesisi projesine karşı çıkan köy halkı taş ocağının bölgede geri dönüşü olmayan zararlar yaratacağını belirtiyor.

6 Mayıs tarihli ÇED Olumlu kararının 10 gün askıda kalacağı belirtildi. Kararın köy halkına ulaşması ise 13 Mayıs’ta oldu. Yani köylülerin itiraz etmesi için yalnızca üç gün süreleri oldu. Köy halkı bu kısa süre içinde CİMER’e başvuruda bulundu. Köy sakinleri durumdan kararı kendilerine önceden haber vermeyen köy muhtarını sorumlu tutuyor. Yerel halklardan habersiz şekilde ÇED süreci bile başlatılmadan sessiz sedasız hayata geçirilen talan projelerinin haberleri Türkiye’nin dört bir yanından gelmeye devam ederken bu danışıksız dövüşe yasal olarak dur diyebilmek için çoğu zaman bölge halklarına çok kısa bir zaman bırakılıyor. Tüm bu güç eşitsizliklerine ve Çöçelli örneğinde gördüğümüz gibi bizzat yerel halkın içinde olan muhtarların dahi bu suça yataklık etmesine rağmen yaşamdan yana olan halkın mücadelesini durdurmaya hiçbir kişi veya kurumun gücü yetmiyor.

Maraş’ta taş ocağına verilen ÇED Olumlu kararı köye geç gitti, halka itiraz için üç gün kaldı

Kocaeli‘nin Karamürsel ve Gölcük ilçeleri ile Bursa’ya bağlı İznik ilçesi sınırları içerisinde yapılması planlanan rüzgar enerjisi santrali (RES) için “ÇED Gerekli Değildir” kararı verildi. Birgün’den Gökay Başcan’ın haberine göre başvurusunu 5 Mayıs’ta yapan Ruzen Elektrik Üretim ve Ticaret Ltd. şirketi, on beş gün gibi kısa bir süre içinde projeye başlaması için gerekli kararı almış oldu.

Hazırlanan ÇED dosyasında santralin yapılacağı alanın kuş göç yolları dikkate alınarak projelendirildiği belirtilse de yine dosyada bölgede 14 takımdan 34 familyaya ait 100 kuş türü olduğu belirtildi. Proje sahası ve çevresinde tespit edilen bu kuş türlerinden 47’si yerli, 14’ü yaz ziyaretçisi, 10’u kış ziyaretçisi ve 29’u da transit göçer. Şimdiye kadar bir sayfada yazan bilgiyi diğer sayfada yalanlayan veyahut gerçekle hiçbir şekilde örtüşmeyen birçok ÇED dosyasına  yerel direnişlerin ve ekoloji örgütlerinin itirazları sonucu ÇED dosyaları gerçeğe uygun şekilde yeniden düzenlendi ve ÇED olumsuz kararları verildi. Bu RES örneğinde de ÇED dosyası gerçeği yansıtmamakla birlikte bu dosyaya dayanarak ÇED gerekli değildir kararı verilmesi hukuka aykırıdır. Bu karar derhal bozulmalı ve onlarca kuş türünün göç yolu yine kuşlara bırakılmalıdır.

Kuş Cenneti’ne RES yapımı yolda

Lüleburgaz Deresi’ndeki kirlilik üzerine dereyi kirleten fabrikaların tespiti ve dereden kirlilik analizi için numune alınmasına ilişkin Lüleburgaz Emek ve Demokrasi Platformunca yapılan başvuruyla ilgili Lüleburgaz Belediyesi’nce hazırlanan rapora göre, numune sonuçlarının yanı sıra Devlet Su İşlerinin (DSİ) dere üzerinde sadece debi kontrolü yaptığı ve kirlilik kontrolü yapmadığı, Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğünün işletmeler tarafından dereye deşarj edilen kirlilik hakkında verilerinin olmadığı öğrenildi. Öte yandan müdürlüğün, bu yönde bir talep olmasına rağmen dere boyundaki fabrikaların bilgisini veremeyeceğini açıkladığı bildirildi. Derenin çevresindeki fabrikaların atıklarının denetlenmemesi, kirlilik kontrolünün dahi yapılmamasına rağmen fabrika isimlerinin öğrenilmesi istemine olumsuz cevap verilmesi devlet kurumlarınca birinci elden sebep olunan bir hak ihlalidir. Su kaynaklarının kirliliği halk sağlığı ve biyoçeşitlilik açısından ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Belediyeler ve devlet kurumları görevlerini yapmalı, kirliliğe sebep olan fabrikaları değil ekosistemi korumalıdır.

https://www.evrensel.net/haber/405406/luleburgaz-deresinde-kirlilige-sebep-olan-isletmeler-hakkinda-belediyede-veri-yokmus

Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na (TMSF) bağlı kayyum yönetimindeki Koza Altın İşletmeleri halkın tepkisine rağmen  Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) raporuna onay vermesiyle Eskişehir’in Sivrihisar ilçesinin Kaymaz ve Karakaya köyleri arasında ikinci Siyanürlü Atık Barajı yapımına başladı. CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer ilk barajın da yöre halkının tepkisine rağmen kurulduğunu ve kanser vakalarının o günden sonra çok fazla arttığını belirtti. Atık barajının TMSF tarafından yapıldığını söyleyen Çakırözer, “Özel sektör yaparsa, kar hırsı dersiniz ama bunu devlet yapıyor. Devletin yönettiği bir işletme. Bu kadar itiraza, yüzlerce toplanan dilekçeye rağmen, bakanlık ÇED raporunu onayladı ve 30 Nisan itibariyle hemen çitler dikilerek yapımına başlandı. Süratle salgın döneminde yangından mal kaçırır gibi zehir havuzunu yapmaya çalışıyor, diğer yandan da vatandaşları korkutuyorlar. Baraja karşı olan Kaymaz Mahallesi’nde yaşayanlar ifade vermeye çağrılıyorlar ” diye ekledi. Yakınından aktif fay hattı geçen barajın bir deprem durumunda çökme ihtimali çok yüksek. Halkın tüm itirazlarına rağmen yapımına başlanan ve faaliyete geçmesi halinde ağır metallerin doğaya karışıp tüm canlılığı olumsuz etkilemesi kaçınılmaz olan bu projeden derhal vazgeçilmeli, ikinci kez aynı hataya düşülüp ekosistem yeniden tahrip edilmemeli, halk sağlığıyla yeniden oynanmamalıdır.

https://www.evrensel.net/haber/405544/utku-cakirozer-sivrihisarda-siyanurlu-atik-baraji-felaketlere-yol-acacak

Add a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir